15 Haziran 2014 Pazar

ÇINAR

Tarih 08.01.2011… Senelerdir Alzheimer’dan yatan babasını kötüleştiği için hastaneye yatıran arkadaşımı arıyorum, babası nasıl diye sormak için. Sadece tek cümle söylüyor. ” Kaybettim babamı…”  Ağlama yok, isyan yok ancak o iki kelimelik cümlenin tonlamasında her şey saklı… Ertesi gün mezarlıkta babasını defnederken, seller gibi akıyor gözyaşları. “Ben öldüğümde beni de babamın yanına gömün” diyor eşine. Dua için eve giderken onu teselli etmek için “ konuşamıyordu, yürüyemiyordu, o da rahatladı, öyle düşün canım “ diyorum. Bana “ konuşamasa da onun sadece varlığı bile bana güçtü. O gölgesi ile beni koruyan çınarımdı. Kendimi çok yalnız hissediyorum “ dedi.

Mezarlıktan beri bana eşlik eden o garip his gene içime girdi o an. Babası aile mezarlığına defnedilirken, elimde olmadan, öldüğümde nereye gömüleceğimi düşünmüştüm. Babam Alman olduğu için Almanya’da olacaktı. Annem ikinci evliliğinde olduğu için, benden sonra dahil olduğu bu ailenin mezarlığına gömülecekti muhtemelen. Ait olduğum bir yer olmadığını hissettim orada. Yalnız, tek başına kalacaktım ölümde de, hayatta olduğu gibi… Arkadaşımın babası için yaptığı “ çınar” tanımlamasından sonra da kaldım öyle. Hiç bilmediğim, tanımadığım bir duygu… Her ne kadar babasını kaybettiği için çok üzgünse de, içimden onun bu duyguyu tadabildiği için çok şanslı olduğunu düşündüm.

Dışarıdan bakınca, iki anne ve iki babaya sahip olarak şımarıklık yaptığım bile söylenebilir ama kazın ayağı öyle değil işte. Hayatımda hiç “ baba” kelimesini kullanmadım her ikisine de. Öz babam Alman olduğu ve hep uzaklarda olduğu için ne Türkçe ne Almanca söyleyebildim o kelimeyi. Seneleri bir şekilde hitapsız geçirdikten sonra kızımın doğumundan sonra “dede” anlamına gelen “Opa” hitabıyla çektiğim sıkıntıdan kurtuldum. Üvey babam ise her daim “ abi” idi zaten.  Onunla da hiçbir zaman bir “baba” sıcaklığına erişemedim.

Ne kucaklara oturtuldum ne de saçım okşandı babalarım tarafından.  Annem gencecik yaşında babamdan ayrılınca bana hem anne hem baba olmaya çalıştı. Annelik ve babalık birbirlerini tamamlayan roller. Ancak ikisini de bir kişi yapınca maalesef fire veriyor insan. Annemde de öyle oldu işte. Ne birini ne öbürünü tam yapabildi. Ben ise annemin bu çıkmazını anlayacağım yaşa kadar ona diş biledim senelerce. Daha yeni yeni anlıyoruz birbirimizi. Eh geç olsun güç olmasın…
Belki bu yüzden kızımın babasının “baba” olması çok önemli benim için. Hakkını da yiyemem. Umduğumdan çok daha iyi bir “baba” oldu. Kızımın babasına olan sevgisini ve güvenini gördükçe çok mutlu oluyorum. Kendini “ait “ hissettiği bir ailesi olması adına, boşanmama rağmen kızımla aynı soyadını taşımak açısından eski eşimin soyadını taşıyorum hala. Onun benim yaşadığım “boşluk” hissini hissetmemesi için elimden geleni yapıyorum. Muhakkak eksiklerim ve yanlışlarım vardır ama onları da keşfettikçe düzeltmek için çabalıyorum.

Yarın “ BABALAR GÜNÜ”…  Baba, arkadaşımın “çınar” kelimesi içine sakladığı  “sevgi, saygı, güven, koruma, kollama, sahiplenme” demek. Bir “çınar” gibi güçlü ama sevecen, her şeye rağmen ayakta dimdik durabilen, her yangında serinliğine sığınılabilen demek. Bu duyguları hisseden her çocuğun kahramanıdır babası. Gençlikte o kahramanlık rütbesini kaybetse bile yaş aldıkça tekrar gelir oturur o tahta bunu hak eden babalar.  Çocuğunun gözündeki ışığı yakabilen babaların bundan aldıkları hazzı bir anne olarak hissedebiliyorum. O veya bu nedenle bu hazzı yaşamayan babalara hayatın en güzel keyfini kaçırdıkları için üzülüyorum. “Çınar” gibi babalara sahip olan çocukları şanslı buluyor ve bu şansın farkında olmalarını umuyorum.

18.06.2011

Durun İnecek Var'dan...



Hiç yorum yok: