4 Ocak 2014 Cumartesi

NEYSE...

“Neyse” diyerek başladık yeni güne, “neyse” diyerek yeni yıla başladığımız gibi… Haydar Ergülen  "Neyse" demek iyidir, 'bu da geçer' demek gibidir… Geçmez, herkes bilir geçmediğini, geçmiş gibi yapılır." demiş. Ne güzel ve doğru demiş.  Kabul etmememize rağmen, içimizde isyan bayrakları dalgalanırken bazen çaresizlikten, bazen umutsuzluktan, bazen yorgunluktan söylediğimiz bir kelimedir “ neyse”, içinde itirazımızın her bir notasını barındıran…

Ülkemizin kara para, yolsuzluk, rüşvet olayları ile sarsıldığı bu günlerde bir çoğumuzun daha da sık kullandığı bir kelime olmaya başladı “ neyse” . Olaylar boktan ama en azından iktidarın sarsılmaz bütünlüğüne dinamit patladı, neyse; devletin içinde paralel devlet varmış (sanki bilinmiyormuş gibi) birbirlerini yiyip bitirsinler, neyse; kasetler ortada uçuşuyor, bizler de öğreniyoruz, neyse; skandal üstüne skandal, ortaya çıkıyor ya neyse; gecikmiş tahliyeler oluyor, tahliye oluyorlar ya neyse gibi uzayıp giden bir liste bu. Olanlar, ortaya çıkanlar hiç kimsenin içine sinmiyor ama gelinen nokta da buna da şükür halindeyiz hepimiz. O kadar rezillik, haksızlık yaşamışız ki en ufak bir olumlu adımda zafer çığlıkları atıyoruz. Aslında hepimiz biliyoruz ortada bir zafer falan yok. Yetmiyor ama yetinir gibi yapıyoruz. Ortaya çıkanlar çıkmasın mı? Çıksın tabii… Gönül isterdi ki bunların hiç biri olmasaydı da, ortaya çıkacak bir şey de olmasaydı ama öyle değil maalesef. Hiçbir dönem bu ülke toprakları üstünde her şeyden memnun mesut, emin ellerde olduğumuzun hissiyle kendimize dönemedik ki! Her dönem bir totomuzu kollama durumu ile geçti ömür. Her olan veya olmayanda “neyse” diyerek geçirdik günleri. "Neyse bu gün de geçti, yarına bakalım" halleri hakim oldu hep insanımızda.

Kişisel olarak da sık kullandığımız bir kelime “neyse”. Neredeyse kültürel bir olgu diyebilirim. Fazla itiraz etmeye gelmez, hayır demek ayıptır öğretisi midir bilemiyorum ama sıkıştığımız anda kullanıverdiğimiz bir kelime. Konu fazla uzamadan kesmenin bir şekli. İçimizde büyüyen itirazlar ortaya dökülmeden konudan uzaklaşmanın bir yolu. Belki de korkunun bir ifade şekli. Neyse deyip kesmezsek tartışma çıkacak, uyum bozulacak, eski defterlere kadar uzanacak, kim bilir neler olacak korkusu belki. Oysa her iki tarafta biliyor “neyse “ deyip kesildiği zaman konu, hiçbir şey halledilmemiş sadece ötelenmiş oluyor. Anlık halı altına süpürülüyor sanki aniden misafir gelmiş de ortalık alelacele toparlanıvermiş gibi. O anda misafiri geçiştirirsin de ortalığı bok götürdüğü zaman ne olacak? Daha derin, uzun zaman alacak bir temizlik gerekmez mi? Bir de uzun zamandır orada kalmış lekeler neyle temizlersen temizle çıkmaz bir türlü. Halının, örtünün, kalbinin ayrılmaz parçası olur artık.

Bazen de yorgunluktan, bıkkınlıktan, bezginlikten çıkar ağzımızdan “neyse”. Aslında mücadele etmekten çoktan vazgeçişi simgeler. Vazgeçilmiştir ama nedense savaş meydanını da terk etmeyi yediremez insan kendine. Meydanı terk etmeyi yenilgi olarak algıladığımızdan belki. Zaman kaybı halbuki! O güne kadar anlatamamışsan, anlatamadığından değil, karşındakinin anlamak istemediğindendir. O anlamak istemedikçe ne yaparsan yap, ne kadar çabalarsan çabala anlamayacaktır gene. Emeğe yazık! O anda meydanı terk etmek yenilgi gibi gözükse de aslında kendi benliğin adına zaferdir. Seni tüketen, sonuçsuz çabalarla yoran, enerjini aşağı çeken ortamdan uzaklaşmaktır. Bundan ala zafer olabilir mi?!

İnsanı uyuşturan, oyalayan bir kelime “ neyse”. Duygularımızı, düşüncelerimizi baskı altına almak için kullandığımız… Altını zamanında kapatmadığımız zaman içinde oluşan buharın baskısıyla patlayan düdüklü tencere gibi, fazlası insanı patlatmaya muktedir bir kelime. Gereğinden fazla o buharda pişmiş etler gibi insanın yüreğini lime lime eden. Arkadaşımın dediği gibi insanın nefesini daraltan. Bir çok şey gibi bu da azı karar çoğu zararlar şeylerden. Dikkatli kullanmak lazım!

Belki de ilk defa “neyse” deyip geçiştirmeyip, Vodafone’nun bebekli reklamını ilk gördüğüm gün içimde patlayan itiraz dalgasına kulak verip bu reklama karşı bir kampanya açtım. Bayağı da ilgi gördü. Her ne kadar destek istediğim bazı gazeteciler, muhtemelen böyle bir reklam kaynağını karşılarına almak istemediklerinden, destek olmadılarsa da toplum içinde karşılığını bulan bir kampanya oldu. Dün RTÜK’ün bu reklamı yayınlayan 25 televizyon kanalına uyarı cezası verdiğini öğrendim.(Bana göre Vodafone’nun da ceza alması gerekirdi. ) RTÜK’ün bu kararı sadece bizim yüzümüzden aldığını düşünecek kadar saf değilim ama en azından çorbada tuzumuz olduğuna inanıyorum. Demem o ki, içimdeki isyan dalgalarına rağmen “ neyse “ deyip geçiştirmeden attığım adım sonucunda bir yere ulaşılabildiğini görmek, bana “neyse” yi fazla kullanmamam gerektiğini gösterdi.

Neyse’nin altına sığınmadan, geçer gibi yapmadan, sesimizi kısarak değil çıkararak, ruhsal özgürlüğümüzün doruğunda yaşamanın hem kendimize, hem topluma daha iyi geleceğini düşünüyorum. Neyse’siz günlere diyelim…