23 Mart 2014 Pazar

HER ŞERDEN HAYIR DOĞAR

Ülkemde her gün yeni bir olay oluyor. En heyecanlı aksiyon filmini aratmayacak şekilde her gün yeni bir aksiyon! Sadece ülkemde değil dünyada yer yerinde oynuyor son senelerde. Genellikle Müslüman ülkeleri hedef alan bu hareketlilik, hem Müslümanlara hem de dünyaya son din olan Müslümanlığı, insanlığı sorgulattırıyor insana.

Yaşananlar öyle böyle değil. Protestolar, ölenler, yaralananlar, bölünmeler, hakaret gibi üzücü her şey en bolundan maalesef. Olaylar artık öyle bir boyuta ulaştı ki her şey trajikomik. Sinir bozukluğundan artık makara kukaraya dönüştü. Her kabul edilmez olayın arkasından inanılmaz bir mizah duygusu ile göğüs germeye çalışıyor herkes.  İyi de oluyor böyle olması… Karşındakini yıpratmak amaçlı yapılan her harekete verilebilecek en iyi cevap mizah. Bazıları bu umursamaz, takmaz havasıyla yapılan mizahı umutsuzluk olarak algılasa da aslında en fazlasından umut bana göre. Zehir gibi gençlerin, manipüle edilmeyerek, sağduyularını kullanarak duruşlarını çok net sergilemeleri olarak alıyorum ben bunu.

Her ne kadar yaşananlar çok sevimsiz ise de, ben bu dönemi “ aydınlanma çağı” nın başlangıcı olarak görüyorum. Yeni bir Rönesans… Her şey o kadar çirkinleşti ki rezalet diz boyu, insanlık hak getire, vicdan sıfır… Tüm öğrendiğimiz, içselleştirdiğimiz ahlaki değerler ayaklar altında… Her yer, herkes çamur… Pislik boyumuzu aştı. O kadar ki artık en ilgilenmiyorum diyenini bile sorgulamaya, isyan ettirecek boyuta geldi iş. Değil 10-15 yaşındaki çocuklar, 5-6 yaşındaki çocuklar bile olayları bilir oldu. Eskiden uzak durulan siyaset artık her evin gündemine girdi.

Tarihe dönüp bakarsak, bu günkü iktidarın nasıl başa geldiğini görürüz. Ta Osmanlı’dan beri içimize işlemiş bir yabancı hayranlığı ile kendi insanımızı, kendi değerlerimizi, kendi dinimizi göz ardı ettik yıllarca. Çuvaldızı biraz da kendimize batırmak gerek önce. Yabancı kültürle harmanlanmış bir kültüre sahip olmayanları, olamayanları küçümsedik uzun süre. Batı müziğini seven türküleri sevmezdi. Sevmediği gibi sevene de “bu benden değil” gibi bakardı çoğunlukla. Halbuki her şeyin güzeli güzeldir. Hem türküleri hem de Beethoven’i sevebilir insan. Dine saygıyı çok küçük yaşlarda öğrenmemize rağmen, dini vecibelerin kalıpları üzerinden büyüdük. Kaçımız Kuran-ı Kerim’in derin felsefesini okuyup anlamaya çalıştı? Okumadan, anlamadan “başımı örtmek bana ters” deyip, başını örtenleri dışladık. Aynı kalıp diğer taraf içinde geçerli... Onlarda aynı şekilde bizi dışladılar. Ancak geçmiş yıllarda yükselen değer bu batı kültürü ile yetişmiş olanların yanında olunca, ekonomik anlamda da kazanan taraf batı kültürünü hazmetmiş olanlar oldu. Yıllarca sağcı-solcu çatışmalarının içinde yüzlerce genç feda ettik. Gittikçe kendilerini ezilmiş, söz hakkı olmayan olarak gören grup ortaya çıkan bu yeni akımın heyecanlı takipçisi oldu. En nihayet biraz da söz hakkı bize diyerek! Tabii ki her akımın fanatikleri oldu ve her zaman olacak. Onları konu dışı bırakıyorum.

Bu gün yaşananlara bakıyorum, hangi görüşte olursa olsun, herkes ama herkes memleket meselelerine kafa yormaya başladı. Çocukluğumun sağcı-solcu çatışmaları sırasında beni siyasetten uzak tutmak için ellerinden geleni yapan ailem gibi aileler azaldı. Herkes yaşına, bilgisine, hayata bakış açısına göre düşüncesini beyan ediyor artık. Apolitik dediğimiz gençler zehir gibi. Kalıplaşmış siyasi görüşlerin dışında yepyeni bir bakış açısı ile geliyorlar. Daha hümanist bir yaklaşımları var hayata. Zamanında yok saydığımız, küçümsediğimiz dini değerlere sahip çıkmaya başladık. Yok saymak yerine okumaya, anlamaya ve güzelliklerini hayatımıza sokmaya başladık. Eskiden birbiri ile konuşmayan türbanlı ve türbansız kızlar, şimdi arkadaş oluyorlar. Sosyal medya aracılığı ile farklı dünya görüşlerine sahip insanlar aynı zeminde buluşabiliyorlar. Bizim zamanında zaten farkında olmadan ötekileştirdiğimiz grupları, Başbakan daha da ötekileştirdikçe, onları anlama ve birleşme içgüdüsü geliştiriyoruz. Şerden hayır doğuyor özetle.


Ben sadece Türkiye’nin değil, dünyanın da bir aydınlanma çağına girdiğine inanıyorum. Tüm dinlerin çıkış noktası olan Ortadoğu’dan başladı gene bu yeni çağ. Uzun zamandır içimde olan umutsuzluk umuda yer verdi benliğimde. Bu nedenle pes etmeden mücadeleye devam diyorum. Her iktidar başa geldiği günden itibaren kendinden yemeğe başlarmış. Bu iktidarın da son demleri. Ancak meselemiz sadece bu iktidardan kurtulmak değil, yeni Türkiye’nin inşasında doğru, adil ve hümanist değerleri temel değerler olarak kabul edip yaşatacak bir irade ve idareye sahip olmak. Bu açıdan şu anda can simidi gibi sarıldığımız muhalefet partilerinin de bu ortamdan etkilenip kendilerini bırakmak yerine, daha çok çalışıp bu yeni anlayışı taşıyacak, yaşatacak niyete ve güce sahip olduklarını göstermeleri gerek. Artık eskisi gibi “armut piş, ağzıma düş” dönemleri bitti. Halk, ülkenin idaresinin herhangi birilerinin eline bırakılmayacak kadar değerli olduğunu öğrendi ve çok daha fazla işin içine girdi. Bundan sonra idareye talip olan parti halka rağmen değil, halkla birlikte çalışmaya gönüllü olmalı. Sadece söylemde değil, eylemde de!

Bu anlamda baktığımızda ben yaşananları doğum sancısı olarak görüyorum. Yaşananlar o kadar mantık sınırını aştı ki, neredeyse Başbakan’ın bu aydınlanma çağını başlatmak misyonu ile dünyaya geldiğine inanacağım. Kimbilir, belki gerçekten de öyledir ! 

Hiç yorum yok: