15 Ocak 2013 Salı

BENİM YOLUM (MY WAY)


Sakin, huzurlu bir Pazar sabahında Frank Sinatra’nın meşhur “My Way “ parçası eşliğinde yazıyorum. Liseden sevgili arkadaşım Ayfer’in “bu şarkı sende neler uyandırıyor, lütfen yaz “ ısrarları üstüne geçtim bilgisayarın başına. Yazıya başlamadan evvel parçayı birkaç kere sessizce dinlerken aslında sözlerinin derinliğini bu güne kadar hiç fark etmediğimi gördüm. Dinledikçe Ayfer’in neden bana metazori bu yazıyı yazdırdığını anladım.

Çok sevdiğim bir parça olmasına rağmen, şarkıda söylenen “ my way”i belki de zaten anca anca yeni keşfettiğimden, dikkat etmemişim bu güne kadar sözlerine. Ben de bağıra bağıra “ I did it my waay “ diye eşlik etmişim ama boş boş. Bir kere “my way”  diye bir şey olduğunu anlamam bile 45 senemi aldı. Azıcık yavaşımdır, idare edin. Ancak geç olması hiç olmamasından iyidir mantığı ile yola çıkarak bundan sonra ki hayatımı kendi yolumda devam etmeye karar verdim.

Gariptir ki sittin sene insanları memnun edeyim, kimseyi üzmeyeyim, aman onların dedikleri olsun yeter ki surat asmasınlar diye, “ben”in nasıl bir şey olduğunu bile bilmeden yaşamama rağmen, ne ben ne de o üzülmesinler diye çabaladığım insanlarda mutlu olmadı. Ben hep “elimden geleni yapıyorum ya niye mutlu edemiyorum” diye hayıflandım. Onlarda “bu kız niye bu kadar mutsuz ve dolayısı ile huysuz” diye merak ettiler durdular. Bana göre ben huysuz değilim ama sonradan geri dönüp baktığımda görüyorum ki sesim çıkmamış, her şeye uyum sağlamışım ama domuz gibi bir suratla. Yaptıklarının yanına duygu eşlik etmeyince bir halta yaramıyormuş; öğrendim…

Senelerce zorla da olsa yaptığım uyumluluk gösterilerinin yarattığı mutsuzluk, öfke içimde birikip birikip artık saklanamaz noktaya gelince de patladım. Yani 45 senecik aldı ama olsun… Diyorum ya kadın yavaş! Neyse bir patladım pir patladım. Ay ne iyi oldu… Çıbanın içindeki irin boşalınca acısının geçmesi gibi bende rahatladım. İşin daha da güzeli, bana uymayan şeyleri güzelce reddetmeme rağmen, uyan şeyleri daha içten ve sevgi dolu yaptığımdan gerek eskisinden daha kabul gören, kendim dahil etrafımdaki insanların da daha mutlu olduğu, içten kahkahalarla güldüğümüz bir hayatım oldu. Geçen sene tiroidim tavan yapıp doktora gittiğimde, doktorun bana söylediğini hiç unutmuyorum.” İlaç alacaksınız tabii ki ama istemediğiniz hiçbir şeyi yapmamak esas ilaç “ demişti. Ben bu nasıl olacak diye aylarca kıvrandım ama beynim bir türlü algılamasa bile gerçeği, bedenim öyle bir güzel algıladı ki ne yapıp edip bana bunun mümkün olduğunu anlattı. Hayrıma olduğunu ise iyileştikten sonra gördüm.

Hepimizin eninde sonunda Frank Sinatra amcaya, yüreğinin derininde dolu dolu hissederek “My Way”i söyleyerek eşlik edebilmesini diliyorum. Yapması demesi kadar kolay değil ama hayatta na-mümkün diye bir şey yok. Sadece insanın kendini sevmesi, kendini değerli bulması ve kendine inanması gerek. Gerek ailemiz, gerek çevremiz, gerek toplum kuralları derken öyle bir bombardına tutuluyoruz ki büyürken, “ben kimim” sorusu, kişinin bu kendilerine yerleştirilmiş yapıyı ne kadar içselleştirdiğine bağlı olarak, değişik zamanlarda insanın içine düşüyor. Kimine daha erken, kimine daha geç… Ama muhakkak geliyor bu soru. Soruyu cevaplayabildikçe insan kendini sevmeyi öğreniyor, sevmeyi öğrendikçe daha derin cevaplar verebiliyor gibi bir sarmal bu. İnsanı daha derine, daha kendi özüne doğru çeken. Sarmalın dibi var mı bilmiyorum. Belki de ölünceye kadar devam ediyor bu.

 Herakleitos’un “Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir “ sözündeki gibi kendimizle ilgili her yeni keşifte ister istemez değişe değişe ilerleyeceğiz hayat yolunda. Umarım bu hayata gözlerimizi kaparken “My Way”in sözlerindeki gibi biz de “ bu hayatı kendim gibi yaşadım “ diyebilir ve mutlu ölürüz.

14.01.2013

1 yorum:

Unknown dedi ki...

Yine aynı Heraklaitos şöyle de der:"Akan suda iki kere yıkanılmaz".....Bu da ayrı bir yazı konusudur aslında.....