18 Mayıs 2014 Pazar

SAKIN ELİMİ BIRAKMA

Gittikçe kararıyor her yer… Her yer alev içinde ama alevlerin ışığı yok. Kötü bir koku hakim her yere. Pislik kokusu… Boğuluyorum. Aldığım her nefeste biraz daha ölüyorum. Madencilerin kasklarındaki fenerlerin ışığı da sönüyor birer birer. Umutsuzum… Bu karanlıktan çıkabilecek miyim? Çıkabilecek miyiz? Öyle bir karanlık sarıyor ki etrafı kömür karasından bile kara.  Ağır… Bir kaçımız birbirine sarılmış, ruhlarımızın aydınlığı ile delip geçmeye çalışıyoruz. O kadar sert ki,  delip geçmek bir yana, bir çentik bile atamıyoruz karanlığa. Öyle çamur bir siyah…

Her türlü çaba hiçbir iz bırakmadan kayboluyor bataklığın içinde. Zemin kaygan… Ayakta kalabilmek için sımsıkı tutunmak gerek birbirine. Gittikçe artan karanlığın, gittikçe yoğunlaşan çamurun içinde el ele, sırt sırta, kendi vicdanlarımızın aydınlığına sığınarak sımsıkı basmak gerek yere gömülüp gitmemek için. Çamurun yoğunluğunu arttırmak için her gün vicdansızlık, kibir, kin ve öfke ile sulanan bu vatan toprağında yeniden çiçekler açması için önce bu bataklıktan çıkmak gerek. İnsanlık, sevgi, anlayış, vicdan güneşi ile kurumuyor bu çamur, öyle bir balçık ki! Yapış yapış…

Bir kurutabilsek bu bataklığı, güneş tüm gücüyle aydınlatacak bu toprağı. İnsanlık, sevgi, hoşgörü, adalet tohumları bahar çiçekleri açacak. Mis gibi bir koku saracak etrafı. Lezzetli meyvelerini yiyeceğiz ağaçların. Umut akacak nehirlerden, gelecek çağlayacak denizlere. Çocuklarımızın gözlerine utanarak değil, gururla bakacağız.

Nefesim tükeniyor... Yüreğimin ışığı zayıflıyor an be an. Gelecek bahçesinin güzelliğine bırakıyorum kendimi. Onun aydınlığı ve iştah açıcı kokusuyla canlanıyorum biraz. İnanmak istiyorum. Tutunuyorum hayata.

Işık orada, tünelin ucunda… Sadece oraya kadar yürümek için yeterli güç lazım. Bir an bile ellerimizi bırakmadan, son bir gayretle ışığa doğru yürüyoruz. Kayarak düşerek… Birimiz düşerse diğeri kaldırıyor. Kimse bırakmıyor diğerini. Biliyoruz ki birimiz kalırsa geride umutlarımız sönecek, hepimiz boğulacağız bu katran karası tünelin içinde.

Yürüyoruz çocuklarımızın gelecek bakan aydınlık yüzlerine doğru…
Yürüyoruz eşlerimizin sıcacık yuva kokan nefeslerine doğru…
Yürüyoruz yüreklerimizin aydınlığına doğru…
Yürüyoruz hep beraber; ben,sen, o…
Sakın elimi bırakma, olur mu?


Hiç yorum yok: