15 Temmuz 2016 Cuma

MÜNASEBETSİZ MUTLULUK

Gece 1’e geliyordu haberi duyduğumda.  Arkadaş sohbetiyle geçmiş keyifli bir gecenin sonunda, yatmadan evvel “e, neler konuşulmuş bizim grupta? “ diye bakarken, bir arkadaşımızın keyifle akan sohbetin arasına birden bırakıverdiği cümleyle tıpkı Atatürk Havalimanı patlamasını Almanya’da gene keyifle yaptığımız Frankfurt gezmesinden yorgun eve döndüğümüzde yorgunluktan mayışmış koltukta otururken, internette bir şey ararken son dakika haberi olarak önüme düşüverdiği ya da geçen yaz Özgürlük grubuna yapılan saldırıyı Ula’da ağaçların altında, önümde uzanan yeşilliğe, ardındaki dağlara, neşeyle öten horozlardan, kuşlardan aldığım hazla çektiğim bir iki fotoğrafı arkadaşlarla paylaşırken birden okuyuverdiğim, bir diğer Ankara patlamasını bir doğum günü yemeğinde duyuverdiğim gibi.

Her bir saldırı, patlama, onlarca masum insanın hayatın içinde normal akışlarında işlerinden, okullarından, gezmelerinden dönerken ölüvermeleri, ruhlarına kazınan yaralarla yaralanmaları insanı sarsıyor, haberi almadan evvel alınan keyiften suçluluk hissettiriyor. Bütün keyif, yarına dair hayaller, umutlar sigara dumanı gibi havaya uçup dağılıyor, yerini karabasan gibi bir umutsuzluk, korku, endişe kaplıyor. Bir süre bu psikolojiyle yaşanıyor sonra insanın içindeki yaşama arzusunun bir tezahürü olarak yeniden normal hayata dönülüyor. Ancak görünen o ki, bu terör örgütü sıklıkla yaptığı  saldırılarla insanları normal hayata döndürmemeye azimli. İnsanların içine dehşet, korku, endişe tohumları ekerek herkesi bir teyakkuz halinde tutmaya niyetli. 

Bu topraklarda yaşan bizler, maalesef, çift taraflı bir terör tehlikesi altında yaşadığımız gibi, ülke yönetiminin neredeyse hemen her gün çıkardığı yeni bir iç karartıcı kararla her taraftan kötülükle, vicdansızlıkla, acımasızlıkla sarılı haldeyiz. Ortaçağ distopyası içinde yaşarken aldığımız, alabildiğimiz iki gram nefeslerle ayakta durmaya çalışıyoruz. Gülmelerimiz endişe, kahkahalarımız suçluluk dolu.  Ah! Herta Müller seni ne çok anıyorum bir bilsen. Her böyle suçluluk dolu bir kahkaha attığımda romanında “münasebetsiz mutluluk anları” deyişin geliyor aklıma.

Ne zaman bitecek bu? Ne zaman yeter diyecekler? Kaç masum insanın ölümü onları tatmin edecek?  Ne olursa hedeflerine ulaşmış olacaklar? Dünyaya savaş açmışlar, neye güveniyorlar? Hem Hıristiyanları, hem yoldan çıkmış Sünni olmayan Müslümanları, Yahudileri dize getirip tüm dünyayı korkuyla, baskıyla Müslüman yapacaklarmış. Korkudan kabul edilmiş bir dinden ne anladım ben? Gerçekten hissederek, inanarak kabul edilmemiş bir dini inançtan kime ne fayda gelir? Bunların arkasındaki gerçek oyun ne? Nato, Birleşmiş Milletlerin elinde bunlarla savaşacak kadar yeterli güç yok mu ki adım atılmıyor? Bunların elinde bu kadar silah, patlayıcı, finansal güç olması ilginç değil mi? Her kimin elindeyse kuklaların ipleri bu kadar vicdansız, acımasız mı? Nedir bu güç merakı? Trump, Johnson gibi kişilerin prim yapması, yükselen ırkçı değerler dünyanın geleceğini daha karanlık günlere hazırlamıyor mu? Bu gözü dönmüş örgüt nasıl bu kadar yandaş toplayabiliyor? Müslüman kökenli olsun olmasın neden bir çok genç erkek-kız bu örgüte katılıyor? Hangi değerlerin, duyguların üzerine oynanıyor bu oyun?Gerçekten artık bir şey anlamıyorum, bilmiyorum. Uykusuz geçmiş bir gecenin ardından, yüreğime binmiş ağırlıkla yazıyorum.

Yalnız bu kadar art arda gelen terör olayının insanda yarattığı ters bir etki oluşmaya başladı. Eskiden bu tür bir olayda günlerce üzülürken artık yarının ne getireceğini bilemediğinden insanlar, bu olayların üstünden daha çabuk geçiyor ve kaderci bir yaklaşımla, önlerinde ne kadar zaman kaldıysa nefes alacak, en iyi şekilde yaşamaya çalışıyorlar. Örneğin ben, eskiden terör saldırısı uyarısı yapıldığında kızıma aman metroya binme, kalabalık yerlere girme uyarısı yaparken, bugün Kadıköy’de arkadaşımla buluşacağım diyen kızıma bir şey diyemiyorum, demiyorum. Yemeler, içmeler, gezmeler, almalar, satmalar azalmıyor bilakis ne kadar yaşayacağım belli mi duygusuyla artıyor gibi bir his içindeyim. Oysa ki, son yıllarda dünyada uzun yıllar karşılığını bulmuş tüketim çılgınlığı azalmaya başlamış, kişisel gelişim, yoga, meditasyon vs gibi ögelerle insanlar kapitalizmin oyunlarından uzaklaşıp kendi içlerine dönmeye başlamıştı. Doğal akışında bırakılsaydı zaman içinde dengeye oturabilecek gibi duruyordu her şey. Kapitalist düzenin aktörlerine iyi gelmedi galiba bu hal.


Bugün sokakta işlerim var. Yarın çıkacağım tatilin son hazırlıklarını yapmam lazım. Yazmakta olduğum öykünün taslağını unutmamam, okumak üzere yanıma alacağım kitapları belirlemem, kedilerimin aşılarını yaptırmam, ödenmemiş faturalarımı ödemem gerek. Yüreğime binmiş tonlarca ağırlığa rağmen bunları yapmalıyım.Münasebetsiz mutluluk anlarıma yenilerini ekleyerek bu çivisi çıkmış dünyada var olmaya, üretmeye, sevginin, iyiliğin, paylaşmanın varlığına inanmayı sürdürmeliyim. Ne de olsa hayat devam ediyor. Etmeli de…

Hiç yorum yok: