1 Temmuz 2014 Salı

GONGLU SAAT

Saatin gongu vuruyor. Esin nefesini tutmuş, gongu dinliyor. Boşandığında evden ayrılırken tek aldığı bu dede yadigâri saatin şimdi zamana vurur gibi tam on iki kere çalan gongu, ona yepyeni bir hayatın başlangıcını vurguluyordu. Her dong heyecanını arttırıyor, saat 14:00’deki randevusuna adım adım yaklaştırıyordu.

Sabah uyandığından beri, her zaman yaptığı işleri yapmış, bugünkü randevusunu düşünmemeye çalışmıştı. Sıradan bir günmüş gibi internetten haberleri okumuş, facebook’ta dolaşmış, küçük bir kahvaltı ederek günü en normal halinde yaşamaya çalışmıştı. Her zaman sabah yaptığı duşu ise randevu saatine yakın bir zamana bırakmıştı. Gong on kere çaldığında, midesinde sabit tutmaya çalıştığı kelebeklere daha fazla engel olamamış, onları serbest bırakmıştı.

Anneannesinin ardından üç sene sonra dedesi vefat ettiğinde, annesi ona ve kız kardeşine evden ne almak istiyorlarsa alabileceklerini söylemişti. Esin yaşanan her ana tanık olmuş, buram buram sevgi kokan bu saatten başka bir şey almamıştı. Çocukluğundan beri, anneannesinin holünde duran bu kocaman saate büyülenerek bakar, her çalışında dong sayısını saymaya bayılırdı. Herkes onun bu heyecanını bilir ve saati hep ona sorarlardı. Babası ona zaman perisi  adını takmıştı. Saat dedesinin evinden geldiğinde, eşi bu koca şeyi nereye koymayı düşündüğünü sormuş, her saat başı dong dong bu sesi çekemeyeceğini söylemişti. Esin gene de kararında ısrarcı olmuş, salonun en uygun köşesine yerleştirmişti. Bir süre sonra da bozulmuştu saat. O tarihte tamir ettirmeye yeltenmemişti. Ancak boşandığında, tamir ettirip yeni, küçücük evinin başköşesine koymuştu.

Gong on bir kere vurduğunda geçmiş on bir yılı düşünüyordu Esin. Kocasıyla tanışması, evlenmesi ve boşanmasını kapsayan on bir yılı. Tanıştıklarında hayallerinin prensini bulduğuna inanmış ve hemen bir yıl sonra evlenmişlerdi. Akabinde doğan çocuklarıyla taçlanmıştı bu mutlulukları. En azından kendi mutluluğu… Oğullarının doğumundan sonra kocası değişmiş, flört döneminde onu el üstünde taşırken doğumdan sonra aşağılamaya, hakaret etmeye başlamıştı. İlk başlarda çocuğa fazla ilgi gösterdiği için, kocasının kendisini itilmiş hissettiğinden böyle davrandığını düşünmüş, bebekle eşi arasında denge kurmaya çalışmıştı. Ancak ne yaparsa yapsın fayda etmemiş, oğlan büyüdükçe aralarındaki mesafe de büyümüştü. Gittikçe iki yabancı gibi yaşadıkları bu hayata oğlu için katlanıyordu Esin. Ailesinde hiç boşanma görmediğinden hayatların böyle yaşandığını sanıyor, yuvarlanıp gidiyordu.

Kocasının koltuğun üzerine attığı ceketini asmak için kaldırırken, adet edindiği gibi cebini boşaltmış, cebinden çıkan davetiye dikkatini çekmişti. Bir fuar davetiyesiydi bu. Ne fuarı diye bakarken davetlinin doldurması gereken kısımda yazan kocasına ait, hiç bilmediği bir e-posta adresiyle karşılaşmıştı. Merakına engel olmamış ve bu adrese girmişti. Kocası her zaman, her yerde kullandığı şifreyi kullanmıştı bunda da. Neredeyse tek bir adresten gelip, aynı adrese giden yüzlerce mail vardı. Hepsi aşkım’la başlayan, seni düşünüyorum’la biten… Daha da acıtan mektuplaşmaların eski yıllara uzanması olmuştu. Hemen boşanmıştı Esin. Üç senedir de oğluyla, hayatına kimseyi sokmadan yaşıyordu.

Gong on iki kere çaldığında duşa girdi Esin. Akan suyun altında dakikalarca durdu. Derisini kızartıncaya kadar keselendi. Suyun önüne katıp götürdüğü kirlerin giderden gidişini izledi. Saçlarını bir daha bir daha yıkadı. Defalarca sabunlandı. Duştan çıktığında tertemizdi. Saçlarını kuruturken kuaföre mi gitsem diye aklından geçirdi ama sonra vazgeçti. Daha önce giye çıkara karar verdiği kıyafeti giydi, hafif bir makyaj yaptı. Hazırdı. Vakit geçirmek için kahve eşliğinde sigarasını içerken ellerinin terlediğini fark etti.  Güm güm atan kalbi beynindeki düşünceleri duymasına izin vermiyordu. Midesinde uçuşan kelebeklerin sayısı iyice artmış olmalıydı ki mide bulantısı hissetmeye başladı. Gelip gidip aynaya bakarken her şey anlamsızlaşmaya başladı. Tam iptal etmek için telefona elini attığında gong bir kere çaldı.

Saat biri vurduğunda, o tek ve tok ses, ona yeniden başlama kararlılığını hatırlattı. Boşandığından beri gelen hiçbir kahve, yemek davetini kabul etmemişti ama geçen hafta yolda karşılaştığı, yıllardır görmediği, çok eski bir iş arkadaşının kahve davetine hayır dememişti. Çok masumane bir davetti belki ama Esin yıllardır ilk defa bir erkekle baş başa bir program yapma iznini kendine vermişti. Sonuçta sadece bir kahveydi zaten. Başlangıç için yeter de artardı bile…

Gongun iki kere çaldığını duymadı. O saatte Ortaköy meydanında, randevusunu beklerken, güneşin keyfini çıkarıyor, yemi kapmış güvercinlerin gökyüzünde özgürce kanat çırpışlarını seyrediyordu.


Hiç yorum yok: